23 Kasım 2012 Cuma
BUGÜN TASARIM GÜNÜ
22 Kasım 2012 Perşembe
MUHARREM AYI VE ORUCU
Tesadüf diye bir şeyin olmadığına inanıyorum. Olsa olsa tevafuk olur. Bugün yüreği çok güzel birisiyle tanıştım bu kişi gününün dörtte üçünü kitap okuyarak geçiriyor. Ona göre tanışmamız kısmetimizmiş. Ufacık sohbetimizde onu içime sokmak isteyecek kadar çok sevdim. Bir insan ancak bu kadar iyi olabilir.
Size içinde bulunduğumuz aydan bahsedeceğim
Bu ay kutsal Muharrem ayı ,allahın ayıdır..
Hz. Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine inanıp iman edenler, onlara yapılan bu zulmün acısını hiçbir zaman unutmazlar.
Çok sevdiğim rahmetli amcamın da ismi olan Muharrem ayını biraz araştırdım, kaynak gösteremeyecek kadar çok yerden alıntı yaptım.
Hz. Hüseyin'in Kerbela da mel'un yezit ordusunca acımasızca şehid edilmesinin anısına, Muharrem orucu tutulmaktadır. Ayrıca Muharrem'de oruç tutmanın gerekliliği Kur'an-ı Kerim'deki Araf Suresinin 142. ve Fecr Sûresinin ikinci ayet-i kerimesi dayanır.
"...Musa ile otuz gece için vaadleştik. ve bunu, bir on ekleyerek tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye ulaştı. Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: Toplulum içinde benim yerime sen geç,barışcı ol, bozguncuların yolunu izleme!" Araf Suresi 142.
""On geceye yemin olsun" Fecr Suresi 2.Muharrem ayı peygamberimiz tarafından da tutulmuştur. Peygamberimiz bu ay için;
""Şehrullahi'l-Muharrem- Allahın ayı" yani İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır demiştir.
Muharrem orucu nasıl tutulur?
Sahura kalkılmaz. Niyet edildikten sonra gün doğumu ile gün batımı arasındaki sürede hiç bir şey yenilmez ve içilmez. Gün batımı ile iftar açılır.
Oruc süresince (12 gün boyunca) düğün,nişan,sünnet ve benzer törenler/etkinlikler yapılmaz, kurban kesilmez, et yenilmez, Kerbela Şehitleri'nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez (Su saf olarak içilmemektedir. Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay,kahve,meşrubat,meyve suyu,ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır).
Muharrem orucunun on ikinci gününden sonra ise On iki İmamlar 'in ve bu yolda şehit olan bütün canların anısına on iki çeşit/veya daha fazla gıdadan oluşan Aşure Çorbası pişirilerek o yılki Muharrem Orucu noktalanır.
Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Bu sene 24 kasıma denk geldi. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır.
20 Kasım 2012 Salı
YİNE BAŞA DÖNDÜK
Ana sınıfına giden kızım okuldan soğudu. Geçen haftaya kadar güle oynaya giden çocuk artık gitmek istemiyor benim de psikolojim tamamen alt üst oldu ne yapacağımı şaşırdım. Okulda bir sorun olmadığını söylüyor. Okulun psikoloğunun verdiği taktikleri uyguluyorum ama nafile. Biz tamamız kararlıyız taviz vermiyoruz eee neden olmadı bir şeyler eksik. Sınıfta ne olup bittiğini bilmiyorum, ama çocuğum ağlıyor diye onu bir köşede oturtuyorlarmış kızım söyledi diğerleri dersi dinleyemiyor diye ben de onun öylece bir köşede ağladığını düşündükçe içim acıyor, yüreğim şuan parça parça.
Bu sabah babam bırakmasın sen bırak söz ağlamayacağım dedi ama yapıştı bacağıma yardımcı öğretmen yaka paça içeri soktu.
Devletin ana sınıfına verdiğime pişman oldum diyebilirim. Devlet okulu deyip geçmeyin o kadar pahalıya mal oluyor ki, geçen seneki yuvamıza vermeye kızımı ikna edemedim bütün kuzenleri aynı okulda ben de büyük okula gidicem diye tuturmuştu.
Artık şu zamandan sonra okul değiştirmek olumsuz etkileyecektir diye düşünüyorum. Allah benim ve benim gibi annelerin yardımcısı olsun.
19 Kasım 2012 Pazartesi
17 Kasım 2012 Cumartesi
ÇABUK YAPILAN KOLYE
Ortasına obje koyup dört kat yaptığım mumulu ipin iki sırasına boncuk dizip diğer iki ip ile de boncukların etrafını sardım. Mekrome ile de devamını yapıp kapattım.
14 Kasım 2012 Çarşamba
İMDATT KAPIDAN GİRMEK İSTEMİYORUM
Okul açıldığından beri çok problemimiz olmamıştı ama şimdi tabiri caize kapıdan girmesi için savaşıyoruz. Evden çıkıp sınıfın kapısına kadar oynayarak, mutlu giden çocuk birden değişiyor girmek istemiyorum anne beni bırakma diye ağlamaya başlıyor. Geçen hafta Ankara'dan anneannemiz geldi onu evde bırakıp okulda vakit geçirmek istemiyor. Yolda bile tepesine çıkıp şapır şupur öpüyor. Tabi ben de olsam böyle bir anneannenneyi bırakmak istemezdim.
Üç gün üst üste öğretmen arayıp gelip alın Zeynep'i dedi. Kızımın da hoşuna gitti tabi almalarım alışkanlık haline getirdi. Ağlıyor ki gidip alayım. Öğretmen yönlendirmese de rehberlik öğretmeniyle görüşme yaptım.
Benim de eksikliklerim var tabiki Okulun rehberlik servisi yaptığım hataları yüzüme tokat gibi vurdu. Kendime çok bağlamışım meğerse. Ben çok duygusal davrandığım ve net olmadığım için o da etkileniyormuş. Dün sabah babası bıraktı ona da ağlamış beni bırakma diye ama üzülerek bırakmış. Bugün biraz burnu akıyordu anneannesiyle vakit geçirsin diye göndermedik. Yarın yine babası bırakacak umarım yine başa dönmeyiz.
10 Kasım 2012 Cumartesi
5 Kasım 2012 Pazartesi
KRONİK HASTA BİR ANNENİN HİKAYESİ
Sene 2000 haziran ayının ilk günleri, yıl dönümünüz veya doğum gününüz değilse bu tarihi hatırlamazsınız neredeydiniz, neler yaptınız ama benim için bir kabusun başlangıcıydı, o günler.
O sene ailemden uzakta küçük bir ilçede üniversitenin birinde ileride hiç mesleğini yapmayacağım bir bölümde okuyordum. Okulun son günleri haziranın sıcağı altında müthiş karın ağrısı, günlerce geçmeyen ishal ve kusmalarla perişan haldeyim. Hastane uzaktaydı gidemezdim, kendimi sağlık ocağına attığımda; acil bölümü bulunmadığından koltukta oturup ilaç yazdırmak için bekleyen insanların söylenmelerine karşın doktorun odasına girip yazdığı antibiyotikle geri döndüm. Birkaç gün sonra şiddetli kanamalar geçmeyince hayatımın en büyük şansı olan doktor abimin yanına gittim. Vakit kaybetmemek için özel hastaneye gittik doktor şikayetlerimi dinlerken ülseratif kolit değildir umarım deyince abimin gözleri doldu. Hemen kolonoskopiye aldılar ve o gün tanıştım hastane koridorları ve hastalığımın ismiyle ülseratif kolit...
Sonuca inanmak istemiyordu sanki başka başka hastanelerde tahliller yaptırıp İstanbul'un en iyi hastanesinde en iyi doktordan randevu alıp tekrar kolonoskopi yaptırdı ama sonuç hala aynıydı. Bizim elimizde olan bir şey değil ki vücudumuza sözümüz geçmiyor. Desteklerinden dolayı aileme minnettarım. Annem ben tuvaletteyken kapıda ağlar "ishalin geçmedi mi kızım" derdi o zaman kızardım beni daha çok hasta ediyorsun rahat bırak beni derdim.
Ama onun elinde değilmiş annelik güdüsüymüş çocuk hasta olduğunda anne iki kat hastalanıyormuş ben bunu şimdi anne olduğumda anlıyorum. Hastalığımın ilk yıllarında psikolojik yardım aldım ama kullandığım ilaçlar sadece uyuşturuyor tepkisizleştiriyordu. Depresyon geçirdiğimi söyledi psikiyatrist. Nasıl olmasın ki evden çıkamaz hale gelmiştim dışarıdaki arkadaşlarımdan koparıp, tuvaletle arkadaşlığımızı ilerletmişti bağırsaklarım. Kortizondan yüzüm şişmiş aynama başka birisi bakıyormuş gibiydi. Diyet yaptığım günlerde daha çok hasta oluyordum çünkü hastalığım hep kafamın içindeydi. Bunu yersem hasta olurum ama yemezsem aklım kalıyordu.
Sessiz sakin; hüznümü, mutluluğumu kendi içinde yaşayan bir çocuktum. Gözlemlediğim kadarıyla hastanedeki insanların bir çoğu benim gibi kendi halinde insanlardı. Ne zaman hastalığı kabullendim onunla yaşamayı öğrendim işte o zaman remisyona girmeye başlamıştım. En zor zamanları ilk yıllarda atlattım sonraki, aktif bağırsak haraketleri sıradan geliyor.
Doktorumun ev yansa kapıyı çekip çık arkana bile bakma dediğini unutmuyorum. Bu söylediğini o günlerde idrak edemiyordum ama şimdilerde böyle yaşıyorum hayatımı. Dünyayı çok umursamıyorum.
Hastalığımın ilk günlerinden beri yanımda eşim vardı, o zamanlarda evli değildik ailemin hastalığımda gösterdikleri desteği evlenmemde göstermediklerinin sebebi belli ki bana kıyamadıklarından.
Şimdi günlerden hastalığı unutma vakti...
3 yıl sonra evlendim, ama kızımı dünyaya getirmek için 5 yıl bekledim acabalarla doluydu kafamın içi. Acaba çocuğuma da geçer mi diye ama bilemeyiz ki benim aile hikayemde de benden başka bu hastalıkla mücadele eden yok veya hasta olan birinin çocuğu hasta değil. İlacın dozunu azaltarak bazı günler almayarak vitaminlerle, iyi beslenerek hamileliğimi atlattım. Bebeğime süt veremedim içtiğim ilaçlar gaz yapıyor düşüncesiyle onun rahatsız olmasını istemedim. Ama sütümü kesmeme rağmen gaz sancıları 9 ay kadar sürdü.
Şimdi kızım 5 yaşında ve ben tekrar anne olmayı çok istiyorum, bütün zorluğuna karşın anne olmanın mutluluğu hastalığımla mücadele etmeme yardımcı oluyor. Benim diğer adım "mutlu anne ve çocuk". Dün çocuktum annemin dizinde, şimdi anneyim çocuğum dizimde. Annelik bana çok şey öğretti. Onun gözünde hiç hasta anne olmadım ona hissettirmeden tuvalete girip, ilaçlarımı da gizli içiyorum. Hastalığımın hayatta yapmak istediklerimi engellemesine müsade etmeyeceğim.
Sanırım 4 yıl önceydi bir tv programında "barsak form"un varlığını öğrendim o güne kadar kendimi yalnız hissediyordum. Benim gibi kimse yok diye biliyordum. Eğer hastalığımın ilk yılları olsaydı o günleri çok daha rahat atlatabilirdim, siz hastalığınızın başındaysanız ve bu grupla tanıştıysanız çok şanslısınız kolay atlatacaksınız. Parmaklarınızın ucunda sizi anlayan kocaman yürekli insanlar var. Hastalığı kabullenmekten korkan insanları yüreklendirip, doktor ve ilaç konularında yardımcı olan abilerimize ve ablalarımıza herkes adına teşekkürü borç bilirim.
4 Kasım 2012 Pazar
KIRIK PARÇALARDAN KOLYE YAPALIM
YIlbaşı yaklaşıyor bol bol yapıp hediye etmek lazım. Malzeme çok olsa da ne yapacağına karar vermek zor.
3 Kasım 2012 Cumartesi
MUTLU SABAH MÜZİK DOLU SABAH
Kızımın en çok severek dinlediği albüm Ferhat Göçer. Geçtiğimiz üç yıl boyunca evde, arabada üzüm şarkısını dinledik. Son albümü çıktığından beri de bütün şarkılarının her sözünü ezberledik. Bu sabah uyanır uyanmaz eline müzik aletlerini alıp başladı ve son bir buçuk saattir aynı tempoda bağırarak şarkılarını söylüyor. Yeni bir albüm çıkarmasını dört gözle bekliyorum lütfen en kısa zamanda yeni şarkılar dinlemek istiyoruuuuum.
22 Ekim 2012 Pazartesi
KÜPENİN KOLYEYE DÖNÜŞÜ
Küpe kullanamıyorum, ucunu alıp kolye ucu yaptım. Kolayca yapılan şık bir kolye oldu. Sizde bayramda kıyafetinize uygun renklerde yapabilirsiniz.
malzemelerimiz
boncuk
çivi
zincir
küpe ucu
18 Ekim 2012 Perşembe
HOBİYE YENİDEN BAŞLAMAK
Yıllardır kendi kendimce takı yapardım. Zeynep okula başladı ben boşluğa düştüm hemen oyalanacak bir şeyler bulmalıydım. Bu dönem kursa başladım harika öğreticimiz sayesinde yeni teknikler öğreniyorum. İlk misinayla ördüğüm kolyelerim. Evden çıkıp insanlar arasına karışma vakti gelmiştir.
ilk çalışmalar bunlar ileride yapacaklarımı tahmin edemiyorum.
16 Ekim 2012 Salı
EKİM AYINDA ÇOCUĞUMLA YAPABİLECEKLERİM
Emine öğretmenimiz böyle bir çizelge hazırlamış biz de gün gün uygulamaya çalışıyoruz evet rutin bir şekilde bazı günler yapıyorduk ama böyle güzel ve düzenli oldu. Sizlerin de işine yarar diye düşünerek paylaşıyorum.
15 Ekim 2012 Pazartesi
PRATİK BİLGİLER SOĞAN
Pratik bilgilere ara vermiştik soğan ile devam edelim
Soğan, zengin vitaminler içeren, güç ve sağlık kazandıran bir sebzedir. Onu elden geldiğince çiğ tüketmek gerekir.
Çiğ olarak tüketildiğinde mideyi güçlendirir, sindirim sistemini uyarır, idrarı arttırır.
Şeker hastalığını tedavi edemez ama, kan şekerini düşürebilir.
Grip, nezle, gırtlak iltihabı ve öksürüğü önleyici olarak kullanılabilir. Soğuk algınlığında çocuklara, ince kıyılıp ezilerek, balla karıştırılan soğan yedirilir.
Veya
Bir büyük soğanı rendeleyin ve orta boy bir bal kavanozunu koyup iyice karıştırın. 48 saat bekletin, şurup haline geldiğinde öksürüğü ve soğuk algınlığı olan hastaya sabah akşam bir çorba kaşığı içirin. Soğanın içerdiği yağlar öksürüğü durduracaktır.
Veya
Bir büyük soğanı rendeleyin ve orta boy bir bal kavanozunu koyup iyice karıştırın. 48 saat bekletin, şurup haline geldiğinde öksürüğü ve soğuk algınlığı olan hastaya sabah akşam bir çorba kaşığı içirin. Soğanın içerdiği yağlar öksürüğü durduracaktır.
Soğanı kavururken renginin kaçmaması için biraz tuz serpin
Soğan kokusunu ellerinizde çıkarmak için, evvelden haşlandığınız patatesi mutfaktaki işiniz bitince elinize sürerek beş dakika kadar ovabilirsiniz.Soğanı soymaya başlamadan önce parmaklarınızı sirkeye veya limon suyuna batırın. Soğanları doğramayı bitirdiğinizde elinizin kokmadığını göreceksiniz
Soğanı sezonluk saklamak istiyorsanız bunları fileli torbalara koyup mutfak dolaplarının içinde karanlık ortamda saklayın ki filizlenmelerini önleyebilesiniz.
2 Ekim 2012 Salı
KIŞ HAZIRLIKLARI İÇİN SON GÜNLER
Sizlere fikir olsun.
Bu arada derin dondurucunuza haşlayarak taze fasulye, pazı, lahana koyabilirsiniz, haşlamadan çiğden barbunya, domates, mısır, vişne ve kışın reçel yapmak için çilek koyabilirsiniz.
Siz de bu son günleri iyi değerlendirin çok uygun fiyattaki yaz sebzelerinden stokunuzu yapın ki kışın çeşidiniz fazla olsun.
sağlıkla afiyetle
1 Ekim 2012 Pazartesi
DUDAĞINDAKİ UĞUR BÖCEĞİ
Pazar gezmemizde Zeynep'in dudağına küçücük bir misafir kondu.
Dudağına konan davetsiz misafiri eline aldı. Şaşırdık uğur böceğine benziyor ama rengi sarı demek ki bu gölgede büyümüş biraz güneşte beklese kızaracakmış. Veya Kadıköy'ün havasından kızaramamış zavallı.
Uç uç böceği annen sana terlik papuç alacak alacak.... ve uçtu işte gerçekten kulakları çok iyi.
O dudaklar az bir zaman önce dondurma yemişti, kenarında kalanların kokusunu almış olmalı. Burnu da iyi koku alıyormuş.
Benim küçük sarı uğurum hep yanımda olsun hiç uçmasın uzaklara.
25 Eylül 2012 Salı
RESİM AŞKINA
Zeynep resim yapmayı çok seviyor ana sınıfında sınıfa girer girmez kağıt alıp sabah sabah diğer arkadaşları oyun kurarken o resim yapmayı tercih ediyor. Her gün cebine katlayıp koyduğu resimleri bana hediye olarak getiriyor. Bunlardan bir kaçının resmini çektim.
Bir ara evlere takmıştı, şimdi de çöpten insanlar çiziyor. Dikkatimi çeken her dönem başka bir şeye takılıp resimliyor.
Bu lolipop yiyen çocuk kendisi
Bu annesi
Bu bizim ailemiz annesi, babası ve kendisi kuşları ve yağmur da çizmiş.
Elmayı çok seven kendisi
Okula giden yolda yürüyormuş. Bu sokağa girilmez tabelası varmış okulun yanında.
20 Eylül 2012 Perşembe
BUGÜN GÜNLERDEN OKUL
Bugün günlerden okul günü
Son dört sabahtır kızımla muhabbetimiz; anne hadi kalk okula gidicez, okul formamı (tişört ve eşofmanına diyor) sen giydir , saçımı açık bırakalım bağlama, kahvaltıyı sevmiyorum yapmayacağım, ıyyy bal çok acı, ayakkabımı sen giydir...devamında hayır sen, hayır sen ....
Bu kadar ters muhabbetin sonu tatlı tatlı okul yoluna düşmemizle devam ediyor. Hele bir de yolda kuzenlerinden birine rastlamışsak keyfimize diyecek yok.
Gerçekten çok ama çok korkuyordum acaba ağlar mı acaba arkadaşlarıyla uyum sağlar mı diye ama korktuğum olmadı ben de şaşkınım.
Zor günler geçirdim korkularım vardı, asosyal bir çocuk mu? kimseye derdini anlatamaz mı? kendini ifade edemez diye ama görüyorum ki her çocuğun gelişimi farklı kızımın da zamana ihtiyacı varmış biz anne baba olarak kaygılarımızı dizginlemeliymişiz.
Öğretmeninin dediğine göre sessiz, sakin, verilen görevi başarmak için çabalayan sabırlı bir çocuk.
Velhasıl kelam o mutlu bir çocuk ben mutlu bir anne..
Ödev verdi sen eve gidip benim yarım bıraktığım sulu boyamı tamamla bana sürpriz olsun gelince ben şimdi gidip ödevimi yapayım :)
12 Eylül 2012 Çarşamba
ÇOCUĞU ÖNCEDEN KAYGILANDIRMAMAK

ilk gün heyecanı
Bu hafta mini mini öğrencileri okul yollarında görüyoruz. Biz de hayatımızın önemli bir kısmına adım attık devlet okulunun anaokulu kısmına başladık.
Çok heyecanlı değildik daha önce yaptığımın aksine önceden çok hazırlamadım zeynep'i çok üzerinde konuşmadım sadece sabah kalktığında okula gitmemiz gerektiğini artık zamanının geldiğini söyledim.
İlk gün öğretmenlerimizi tanıdık sohbet ettik dönüşte yine üzerinde çok konuşmadık.
Dün ilk kez sınıfa girerken tereddüt edince ona fırsat vermeden"hayır anneciğim ben içeri seninle giremem sen de rahat ol ben kapıdayım bir yere gitmeyeceğim"dedim.
Bir iki çocuk ağlamış kızım dedi ki" büyük okulda ağlanır mı hiç, küçük okulda ağlanır"
Daha önce sizlerle burada yaşadığımız yaz okulu sıkıntısını paylaşmıştım.
Bu hafta alışmaları için bir saat kalıyorlar, kızım beni şaşırttı belki de bu yeni yöntemim işe yaradı.
Bu dönemin çok sıkıntılı olacağını düşünmüştüm. Boşuna üzülüp sıkılmışım bazen çocuğu kendi haline bırakıp izlemek gerekiyormuş. Anladım ki yaşadığımız çocuğun endişesi değil benim endişemmiş. Ben rahat olmaya çalıştım.
Bakalım haftaya tam gün okula gittiğinde neler yaşayacağız.
10 Eylül 2012 Pazartesi
RÜZGAR GİBİ GEÇTİ
Ankara da geçirdiğimiz bir haftayı arşivlemek istedim buyrun.
Yol boyunca heyecanından uyuyamadı beklemeyi ve sabrı öğrendik.
Bir grup genç metroda izin isteyerek müthiş bir müzik ziyafeti verdi biz yol arkadaşlarına.
9 Eylül 2012 Pazar
DEĞİŞDİK Mİ?
Ne tuhaf insanın değişmesi. Önceden kızdığım şeyler artık sırdan geliyor, kızmadığım şeylerin ise sinirlendirmesi filan.
Bugün benim için özel bir gün eskiden olsa hatırlamayan sevdiklerime kızar offf neden hatırlamadı ki oysa onun hatırlaması gerekiyordu der dert ederdim. Ama artık çok da önemsemediğimi anladım herşeyden önce sağlık olsun demeyi öğrendim.
Doğum günümü sadece eniştemin, Doğa'mın ve eski bir dostumun hatırlaması yetiyorken eşimden, annemden bile hatırlamasını beklemiyormuşum çünkü çok üzmedi bu durum beni. Artık yaş otuzu aşınca umursamıyormuş insan çoğu şeyi...
Demek ki çok ama çok değişmişim. Evet bir yıl daha yaşlanmışım yaşlanmamın pek de kutlanacak bir yanı olmasa gerek diyorum tebessümle:)
sağlık olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















































